13/02/2023

Yeni Tekno-Milliyetçilik ve Çin

Tekno-milliyetçilik kavramı ilk olarak 1987 yılında ABD’li Robert B. Reich’in Atlantic Monthly’de yayımlanan “The Rise of Techno-Nationalism” (Tekno-Milliyetçilik Kavramının Yükselişi) isimli makalesinde Japonya’nın ABD ekonomisi için güçlü bir tehdit olarak görüldüğü bir dönemde kullanılmıştır (Reich, 1987: s.62). Soğuk Savaş yıllarında bilim ve teknolojinin askerî ilerleme ile olan yakın ilişkisi bu kavramın ortaya çıkmasında etkili olmuştur. O dönem bir Japon ulusal sloganı olan “Gijutsu rikkoku”nun (national-building with technology) Japon Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakanlığı (MITI) tarafından kullanılmasının da bu terimin ortaya atılmasında etkisi olduğu düşünülmektedir. Daha sonra Richard Samuels, Zengin Ulus, Güçlü Ordu: Ulusal Güvenlik ve Japonya’nın Teknolojik Dönüşümü (1994) adlı kitabında, gijutsu rikkoku ifadesini “tekno-milliyetçilik” olarak çevirmiştir. Tekno-milliyetçilik tabiri Samuels’in kitabının yayımlanmasından sonra yaygınlaşmış ve Japonya özelinde Asya Pasifik ülkelerinin korumacı ve müdahaleci politikalarını tanımlamak için kullanılmaya başlanmıştır. Samuels kitabında, tekno-milliyetçiliğe göre teknolojinin ulusal güvenlikte temel bir unsuru ifade ettiğini ve bir ulusu zengin ve güçlü kılmak için teknolojinin yerlileştirilmesi, yayılması ve beslenmesi gerektiğini savunmuştur (Luo, 2021: s.551-52). Atsushi Yamada tekno-milliyetçi politikaların amacının “yerli endüstrilerin yabancı rakiplere karşı rekabet gücünü artırmak” olduğunu belirtirken Joan Johnson-Freese ve Andrew Erickson, tekno-milliyetçiliği “teknolojik gücün ulusal gücün önemli bir belirleyicisi” şeklinde tanımlayarak kavramı daha net bir şekilde ortaya koymuştur (Kennedy, 2013: s.912).

Genel olarak bu kavram, hükümetlerin diğer ülkelere olan teknolojik bağımlılıklarını en aza indirmek için uyguladıkları stratejilere ve politikalara atıfta bulunmaktadır (Evans, 2020: s.81). Daha somut bir ifadeyle tekno-milliyetçilik, teknolojinin bir ulus devlet tarafından kendi ulusal çıkarları uğruna teşvik edildiği ve desteklendiği bir çeşit yol haritasıdır. Tekno-milliyetçi politikalar yerli sanayilerin yabancı rakiplerine karşı rekabet gücünü artırmak amacıyla uygulanmıştır ve büyük oranda ülkelerin genel teknolojik gücüne ve kapasitesine bağlı olan ulusal güvenlik için teknolojik özerkliğin önemini vurgulamaktadır (Kennedy, s.914).  Kavram ayrıca ulus devlet modeliyle de paralel bir yapıdadır. Geleneksel ulus devlet modelinde, bilim ve teknoloji alanında her zaman etkin bir rol oynayan politika yapıcılar, zamanla daha güçlü bir ulusal kimliği teşvik etme hedefiyle milliyetçi projelerde teknolojiye büyük önem vermiştir.

20. yüzyılda özellikle milliyetçi kalkınma modelleri ve ekonomik korumacılıkla gündeme gelen tekno-milliyetçilik terimi, 21. yüzyılda tekrar gündem olmuştur. Atsushi Yamada tarafından 2000 yılında “yeni tekno-milliyetçilik” (neo techno-nationalism) olarak kullanılan terim, daha sonra William Keller ve Richard Samuels tarafından “teknohibrit” olarak ifade edilmiştir. Ancak ortaya çıkan bu yeni tekno-milliyetçilik, devletlerin teknolojiyi doğrudan kendi ulusal güvenlikleriyle ilişkilendirdikleri ve kendilerine düşman gördükleri devletlere ve devlet dışı aktörlere bu yolla müdahalede bulunabilmelerine olanak sağlayan, sağlaması amaçlanan bir anlayışa evrilerek sistematik bir rekabet türüne dönüşmüştür (Luo, s.555-557). Yeni tekno-milliyetçilik kapsamında, ülkelerin rakip jeopolitik güç merkezleriyle girdikleri rekabette kritik kazanımlar elde etmeye çalıştıkları görülmektedir. Bu amaçla da veri gizliliği ihlalleri, casusluk, şeffaflığın ihlali, sansür ve fikrî mülkiyet haklarının ihlali gibi yöntemlere başvurmaktadırlar (Luo, s.553-554). Bir başka deyişle ithal ikameci teknoloji transferine izin vermeyen yeni tekno-milliyetçilik, çok uluslu şirketlerin ağ yönetimi gücünü tersine çevirme kabiliyeti olarak açıklanmaktadır (Mutlu, 2020: s.69).

Yeni tekno-milliyetçilik ayrıca, ulusların ekonomik ve güvenlik alanındaki çıkarlarını destekleyen ve küreselleşmenin sunduğu fırsatlardan ulusal çıkarlar için yararlanılmasını öngören teknolojik gelişmeler şeklinde de tanımlanmaktadır (Shim&Shin, 2016: s.197-209). Aslında yeni tekno-milliyetçilikte de tıpkı tekno-milliyetçilikte olduğu gibi devletlerin kendi endüstrilerini ve teknolojilerini geliştirmek için yapılan yatırımlara öncülük edip planlaması ve gerektiğinde sürece müdahale etmesi düşüncesi savunulmaktadır. Ancak uygulamada devletler, devletler arası sistemde öncü rol oynamayı ve kendi teknolojilerini kullanarak diğer uluslara karşı avantaj sağlamayı hedeflemekte ve bunu yaparken de diğer devletlerin açıklarından faydalanmaya çalışmaktadır. Yeni tekno-milliyetçilik bu yönleri ile uluslararası ilişkilerin rekabetçi ve çatışmacı tarafını vurgulayan realizm teorisi ile uyum göstermektedir. Zira realistlere göre uluslararası arenadaki aktörler kendi güvenliklerini önceleyerek ve kendi ulusal çıkarları doğrultusunda hareket ederek bir güç mücadelesi yürütürler. Bu açıdan düşünüldüğünde rekabetçi, çatışmacı ve sıfır toplamlı bir dünyada teknolojinin yeni tekno-milliyetçi politikalarla yönlendirilmesi de şaşırtıcı değildir.

Sonuç olarak 20. yüzyılda geleneksel tekno-milliyetçilikle kendi ekonomilerini güçlendirirken küresel dünyadaki iş birliklerinden de faydalanmayı amaçlayan ülkelerin, bugün yeni tekno-milliyetçilik uygulamalarıyla diğer ülkelerin ulusal rekabet gücünü zayıflatmaya çalıştıkları görülmektedir. Ayrıca geleneksel tekno-milliyetçilikte küreselleşme, özellikle küresel teknolojileri, yerel ekonomileri ve endüstriyel gelişmeyi yükseltmenin bir aracı olarak benimserken kavramın günümüz versiyonunda küreselleşme kınanmakta, belirli ülkelerde diğer ülkelerden teknoloji giriş çıkışlarına karşı düzenleyici kısıtlamalar dayatılmaktadır. Yeni tekno-milliyetçilik bugün esas olarak gelişmiş ekonomiler tarafından bilhassa ulusal güvenlik adına kullanılmaktadır (Kim& Nelson: 2000).

Etiketler : Çin

Benzer Yazılar