usa-flag

09/02/2023

ABD ve Çin İlişkilerinde İyileşme Mümkün mü?

2022 yılı ABD-Çin ilişkileri açısından fazlasıyla inişli çıkışlı bir yıl oldu. Biden yönetiminin iktidara gelmesi, Trump dönemindeki yüksek gerilimli ilişkilerin yumuşayacağına dair bir sinyal olarak görülmüştü. Ancak Biden’in ilk hamlesi, Trump’ın yarattığı popülist politikaların yerine artan Çin nüfuzu karşısında uluslararası sistemde “Batı demokrasilerini bir araya getirmek” oldu. Zira Çin’in uluslararası ilişkilerde artan etkisi, sadece ABD’nin değil Avrupa Birliği (AB) ülkeleri dâhil diğer güçlü devletlerin de yakından takip ettiği ve “Batı değerlerine bir tehdit” olarak algıladıkları bir durumdu. Nitekim böyle bir ortamda Batılı liberal düzenin kurucusu olarak ABD’nin Çin’in artan etkisini dengeleme siyaseti birincil öncelik olmaya devam etti. Peki, bu siyaset Çin’le ilişkileri nasıl etkiliyor?

2013 yılından itibaren başlattığı ekonomik açılım hareketi ve beraberinde her yıl istikrarlı şekilde artan büyüme hızı, Kuşak ve Yol Girişimi’yle birlikte ivme kazanan doğrudan yabancı yatırımları, hemen her alanda gerçekleştirdiği ticaret ve yatırım odaklı iş birliği ilişkileri ve yumuşak güç unsurlarını kullanmadaki azmi, Çin’in küresel arenada etkin bir söz sahibi hâline gelmesini sağladı. Ayrıca barışçıl söylemi ve iş birliği odaklı yaklaşımı, Çin’in hızlı bir şekilde dünyaya yayılmasında önemli rol oynadı. Ne var ki Pekin’in gelişmemiş/gelişmekte olan ülkelere sağladığı kredi/hibelerin geri ödenebilirliğine, ikili ilişkilerinde ne kadar şeffaf olabildiğine ve “demokrasi ve insan hakları” konusundaki otoriter/baskıcı tutumuna dair eleştirilerin artması, Çin’le ticaret savaşlarına girilmesi ve sonrasında Covid-19’un Çin’den tüm dünyaya yayılması, ABD’nin Çin’i uluslararası kamuoyuna günah keçisi olarak sunmasını kolaylaştırdı. Böylece Çin’in ekonomi başta olmak üzere askerî ve kültürel alanda artan uluslararası etkisi, ABD’nin geç fark ettiği ancak hızla ve belki de düşünmeden atağa geçtiği bir manevra alanı yaratmasına sebep oldu.

2022 yılında Beyaz Saray tarafından yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi, Biden’ın “demokrasiler” ve “otokrasiler” söylemini doğrularken Çin ve Rusya’nın mevcut uluslararası sistemi değiştirme arzusunun ABD tarafında yarattığı endişeyi de ortaya koyuyordu. Yine de 2022 yılında ABD-Çin arasındaki en büyük gerilim, hiç şüphesiz Tayvan Krizi oldu. ABD, Güney Çin Denizi’nde ve Tayvan Boğazı’nda azalan gücünü yeniden artırmak için ilk kıvılcımı ateşledi. ABD Kongre Üyeleri ve eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Tsai Ing-wen’e ve onun bağımsızlık gündemine desteği artırmak için Tayvan’a yaptığı bir dizi ziyaretin ardından, Meclis Başkanı Nancy Pelosi’nin gerçekleştirdiği üst düzey ziyaret, Çin’i tahrik eden önemli bir hamleydi. Çin de bu hamleye askerî bir operasyonla karşılık verdi ki, uluslararası kamuoyunda bu manevralar saldırgan eylemler olarak nitelendirildi; hatta bölgedeki gerilimin sıcak savaşa dönüşeceği ihtimali üzerinde çokça tartışıldı. Ancak Çin’in meseleye karşı bu ciddi tavrı, sanılanın aksine Biden’ı tansiyonu düşürmek için adım atmaya sevk etti ve her iki liderin de katıldığı Bali’deki G20 Zirvesi’nin oturum arasında Biden ve Xi Jinping üç saat süren uzun bir görüşme yaptı. Bu, sıradan bir görüşme değildi; zira görüşmeden sonra ABD’nin “tek Çin” ilkesine bağlı kalma taahhüdünü yenileyen Biden, ülkesinin yeni bir Soğuk Savaş peşinde olmadığını, bu sebeple Tayvan’ın bağımsızlığını desteklemediğini açıkça ifade etti. Dahası iki başkan da büyük güçler arasında çatışma olmaması gerektiğine inandıklarını ve özellikle ABD-Çin ilişkilerinin nasıl gelişeceğinin dünyanın geleceği açısından hayati önem taşıdığına dair görüşlerini ifade ettiler. Biden, Çin’le bir çatışmaya girmeyeceğinin taahhüdünü verse de “Çin tehdidi” söylemini sürdürmesi, her iki aktörün de birbirine temkinli yaklaşmaya devam etmesine sebep oluyor. Diğer yandan Çin her ne kadar barıştan yana olduğunu vurgulasa da Tayvan konusundaki sert tavrını ve Rusya’ya olan örtülü desteğini koruyor.

2022 yılının Xi Jinping için en önemli yanı, ekim ayında gerçekleşen Çin Komünist Partisi (ÇKP) Ulusal Kongresi’nde etkisini ve liderliğini pekiştirmesi oldu. Böylece ÇKP tarafından ortaya konan Çin özelliklerini haiz Sosyalizm anlayışı bağlamında, Çin’in gençleşmesi ve modernizasyonu amacıyla belirlenen yol hakkında da Pekin’e duyulan güven arttı. Bu noktada ÇKP Kongresi’nin Çin’in bölgesel gücünü artırması yanı sıra dünyadaki rolünü ortaya koyacağı bir dizi diplomatik girişim için iktidarın elini güçlendiren önemli bir etkinlik olduğu da söylenebilir. Diğer taraftan ABD, Çin etkisini dengelemek hatta azaltmak için güvenlik ve ekonomi başta olmak üzere çeşitli alanlarda çok uluslu girişimlere liderlik etmeye devam edecek görünüyor. Ayrıca iki taraf arasındaki ihracatı azaltmaya yönelik girişimler, teknoloji alanındaki hırslı rekabet ve karşılıklı bağımlılığı azaltma amacıyla tedarik kaynaklarını çeşitlendirme arayışları, çatışma riskinin 2023 yılında da devam edebileceğini gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında, Batı dünyası kendi tek kutuplu ekseninde dönmeye devam ederken Çin ve Rusya gibi güçlerin çok kutuplu evrene doğru hareket etme arzusu içinde olmaları, vekâlet savaşlarını sürdürmeleri ihtimalini de güçlendiriyor.

Etiketler : ABD,Çin

Benzer Yazılar